24 Temmuz 2008 Perşembe

18 Temmuz 2008 Cuma

Gelecek Sefere…

Uzun zamandır kitaplarıyla tanışmak istediğim bir yazardı “Marc Levy”… Ve nihayet sonunda bir kitabını okuma şansım oldu, iyi ki de olmuş, yoksa böylesine etkileyici bir kitabı hiç keşfedememiş olacaktım… Uzun zamandır okuduğum en iyi romanlardan biriydi “Gelecek Sefere”; birçok yer gezdim kitabın sayfalarını her çevirişimdi, güzel duygular tattım dostluğa ve sevgiye dayanan… Dahası sanata böylesine yakın olup, tutkunun insana neler yaptırdığına tanıklık ettim şaşırarak… Kısacası severek bir solukta okunacak keyifli bir eser… En kısa zamanda edinmenizi tavsiye ederim…

Ben Marc Levy’nin başka hangi kitabını okusam diye düşünürken, sizler de beni bu kadar etkileyen kitabın altta konusunu okuyabilirsiniz…

Konusunu merak edenler için tanıtım yazısı;

Amerikalı ünlü sanat tarihçisi Jonathan Gardner, Rus ressam Vladimir Radskin’in yapıtlarına çocukluğundan beri tutkulu bir hayranlık beslemektedir. Ressamın yüz yıldan uzun bir zamandır kayıp olduğu düşünülen başyapıtının bulunduğunu haber alınca, nişanlısı Anna’yı Boston’da düğün hazırlıklarıyla baş başa bırakıp Londra’ya doğru yola çıkar. Ama bu gizemli tablonun peşine düştüğünde, kendi yaşamının gizlerine de ışık tutacak upuzun, fantastik bir yolculuğa çıktığının farkında değildir... Son dönem Fransız edebiyatının parlak yazarlarından Marc Levy’nin dördüncü romanı Gelecek Sefere, Fransa’da dört milyon satış rakamıyla bir rekora imza atarak, 2004 yılında yazarını ülkenin en çok okunan romancısı yaptı. Boston’dan Londra’ya, Floransa’dan Paris ve St. Petersburg’a uzanan, sürükleyici ve sonu sürprizlerle dolu bu aşk masalı, gerçek sevginin ve dostluğun, usta işi gerçek sanatın zamana meydan okuduğuna inananlar için. (arka kapaktan)

Gecikmiş Bir Teşekkür…

Çok sevgili arkadaşlarım Ayşegül, Elif ve Hande’ye doğum günümü bu kadar özel kıldıkları için çok teşekkürler… Sizi çoookkk seviyorum kızlaaarr…

8 Temmuz 2008 Salı

Kümbet Pasta...

MALZEMELER:

4 adet yumurta

1 su bardağı şeker

1 su bardağı un

1 paket kabartma tozu

1 yemek kaşığı kakao

1 paket vanilya


KREMA İÇİN:

1 litre süt

5 yemek kaşığı şeker

5 yemek kaşığı mısır nişastası

5 yemek kaşığı hindistancevizi

YAPILIŞI:

Yumurta ve şekeri beyazlaşana kadar çok iyi çırpıyoruz. Kuru malzemeleri elekten geçirerek ilave ediyoruz. Hamuru yağlanmış kelepçeli kalıba boşaltıp 150 dereceli fırında pişiriyoruz.

Bu arada süt, nişasta ve şekeri sürekli karıştırarak bir-iki taşım kaynayana kadar pişiriyoruz. Ilıyınca içine hindistancevizini katıyoruz. (Ben koku vermesi için Çeşme’den Yıldız Teyze’nin gönderdiği sakızdan da 1 çay kaşığı ekledim).

Bu arada pişen keki ortadan ikiye kesiyoruz. Kalıpla aynı çapa sahip çukur bir kaseye kestiğimiz üst katı oturtuyoruz, elimizle yerleşmesini sağlıyoruz. Ortaya kremayı doldurup ikinci kat keki de üzerine oturtuyoruz. Varsa kalan fazlalıkları bıçakla kesip çıkartıyoruz. Üzerini streç filmle örtüp muhakkak bir gece buzdolabında bekletiyoruz.

Servis edeceğimiz zaman ters çevirip dilimliyoruz... Afiyet Olsun...

1 Temmuz 2008 Salı

Durum Raporu...

Saat gece yarısını gösteriyor…

Önümde yapılmayı bekleyen yığınla iş duruyor, her yer oraya buraya savrulmuş kâğıtlarla dolu…

Fonda Scorpions çalıyor… “Let me take you far away…” diye başlıyor şarkının sözleri…

İşte tam bu anda alıp başımı uzaklara gitmek istiyorum, çok uzaklara… Zamanı, mekânı, sorumlulukları unutmak… Toprağa yalınayak basmak, çocuk olup bir dilim karpuzu sularını akıtarak afiyetle mideye indirmek, bir avuç çekirdek alıp sahilde boş boş gezinmek, dalgaların sesi dinlemek, yorulunca soluklanmak için oturduğum yerde hayalle dalmak yakamozlar eşliğinde… Sen ve ben olmalıyız elbette, yoksa siyah-beyazın ötesine geçebilir mi hayat?

Sanırım bu gidişle işler hiç bitmeyecek, ben de hayallerimle yaşam zorunda kalacağım sonsuza dek :) Neyse rapor yazmaya geri dönsem iyi olacak, ama önce bir fincan kahve lüüütttffffeeeennnn…